İnovasyon Temmuz 19, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
Para getiren yenilik olarak tanımlanabilir.
Dünya da onlarca örneği vardır. Türkiye yeni yeni çalkalanmaya başlamıştır.
Yanlış anlaşılmasın; tanımda teknoloji kelimesi geçmemekte. Bunun nedeni teknoloji inovasyon yaratmak için bir şart değildir. Örnekle pekiştirirsek
T-box bir inovasyon örneğidir, fakat çokta büyük bir teknoloji içermemektedir.
Ama teknoloji içeren innovasyon olmaz mı? Olur. Örnek google. Para kazandıran yönü için (bkz: google earth)
Ayrımı daha da belirginleştirmek için AKBANK yatırımını gösterebiliriz. O inovasyon değildir. O yatırımdır. Türkiye’nin en karlı bankası olmuştur. Ama inovasyon olmamıştır. Starbucks inovasyon örneği midir peki? Evet.
T-box elbise satar. Herkes satar. Ama farklı pazarlamadadır olay.
Starbucksta olduğu gibi. Başka hiç kimse o kahveyi o paraya satamaz. Hele ki bardaklar kağıt bardaksa… Starbucksın inovasyon yaratmasında öncü prensibi ise şudur.
- Biz sadece gülümseyenleri işe alırız. Bongo davuluyla kahve fincanını birbirine karıştırması önemli değildir. Önemli olan gülümsemesidir. En fazla gülümseyen terfi eder. Kahve sözcüğünü yazamasa bile.
(bkz: tom peters)
(bkz: arman kırım)
(bkz: guy kawasaki) (bkz: the art of the start) İnovasyon; yenilik, yenilikçilik, yenişim gibi sözcüklerle geç kalınmış bir türkçeleştirme çabasında olan bir gelişme sürecine verilen isimdir. Ama geç kalınmış bir çabadır bu.İnovasyon yaratmak hakkında en belirgin özellik sinirli insanların bu yolda daha kolay ilerlediği gerçeğidir.
Örnek verirsek; kitabı yere düşüp içindeki notları yere dağılan bir insan sinirlenmediği sürece post-it için kullanım alanı yaratamaz. Hele ki bulduğu şey hiç bi yere adam akıllı yapışmıyorsa…
3m inovasyon yolunda ortaya koyduğu 6000 ürün çeşidiyle en ilerideki markalardan biridir.
Reklam Sanatı Temmuz 17, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
reklamlar. “hanım kanalı değiştir” lafını duymuşsunuzdur onlar belirince ekranda. hatta pek çoğunuz yemeğini karşısında yedi henüz bebekken.
good bad ugly. hangi reklam iyidir? kategorize etmek doğru mudur?
bana göre reklamların iki türü vardır. iyisi ve kötüsü. olay bu kadar basittir.
inceleyelim.
bazı reklamların arkasından sadece olmamış deriz ve olay biter. kimisi için de tekrar çıksa da seyretsek diye televizyonda reklam peşinde koşarız.(ben mi yapıyorum sadece bunu?)
ancak reklam tek başına yetersizdir. reklamın akılda kalması amaçsa bunu sadece görselle elde edemezsiniz. bunun yanında çok küçükte olsa bir jingle kullanmak yerinde olacaktır.
serdar erenerden bi kaç örnek inceleyelim.
“mortgage uzmanı garanti”
“her her gün bir bmw, her hafta bir daire”
bu reklamları hatırladıysanız zaten reklam amacına ulaşmıştır.
peki tek kitle tanıtım amacı reklamlar mıdır? tabiki hayır.
posterler bir olayı tanıtmak için yeterli bir ürün, ideal bir formattır. jason munn bu konuda takip edilmesi gereken poster tasarımcılarından biridir.
diğerlerinden ayıran yönü silk-screen tekniğiyle çalışmasıdır ki renkler daha pastel çıkmaktadır. bu da daha az renk tonu kullanabileceğiniz anlamına gelmektedir.
sanatçının posterlerini sergilediği sitesinde çok güzel örnekler bulunmaktadır. http://www.smallstakes.com
çalışalım biraz.
sağlık reformu Temmuz 16, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
süper sistem demokrasi. belki de bi revolution olarak görülebilir. ki bence sonuna kadar öyledir.
bakın ingiltereye. 1948 yılında yapılan bir kanunla ülkenin sağlık harcamaları olduğu gibi devlet tarafından karşılanıyor.
peki devlet bu kaynağı nereden buluyor?
cevap çok basit. sağlıklı vatandaşların ödediği vergilerle.
yani siz sağlıklıysanız elbetteki birilerine yardım etmek istersiniz.
belki de annemin dualarının kabul olduğu gün olur bu.
annem hep;
-ülkeye hayırlı bir evlat ol, der.
buna olduğu gibi bir sosyal sorumluluk olarak bakabilirsiniz. hasta insanlara yardım etmenin dayanılmaz hafifliğini ancak bu şekilde yaşarsınız.
düşünsenize. acil bir durum oldu. gittiniz devlet hastanesine. kazara oldu belki bu seçiminiz. ama gittiniz. harcamalarınızı devletin karşılamasından daha güzel ne olabilir ki? hele ki acil durumlarda.
bunu yaparken hiç bir sigorta kurumuna
-acaba bu hastaya yapılan müdehaleyi kurumunuz karşılar mı, gibi bir şey sormaya gerek kalmasa.
fransada da aynı durum söz konusu.
doğumunuza 7 hafta var. 6 aylık bakım ücretini ödemişsiniz. ikinci 6 ay bedava. hastane yatak yemek. all included.
peki ya ilaçlar? devlet onları da karşılıyor. sistem şöyle işliyor.
1 kutu ilaç 6,65£
10 kutusu ne yapar? 66,50£
peki ya 60 kutu? 66,50£
şaşırdınız değil mi? üstelik ilaçların niteliği önemli değil. ister kanser ister aids ilacı olsun. ya da 120 kutu aspirin. ödeyeceğiniz para belli.
gelelim asıl konuya.
şu dönemlerde yapılacak seçimlerden dolayı bütün partiler vaad, manifesto(çirkin bi kelime ama türkçesi bu, special thanks to tdk) yoluyla halka ulaşmaya çalışıyorlar. söylüyorum, kim ki ingilterede uygulanan sağlık düzenlemesini türkiye’ye getireceği konusunda beni ikna etsin oyumu ona vereceğim.
çok uzak değil. seyredin. belgeseller iyidir. michael moore. sicko.
sağlık konusunda düzenleme yapılması gerekiyor. hem de acilen. ben artık reality show tadında hastane kapısında kalmış hastaları ana haber bültenlerinde görmek istemiyorum.
bu kadar.
