Aman yahu yaşımız kaç? başladık ve bakalım neler anlatabileceğiz?
yaş oldu 2 haneli diyeli 10 seneden fazla geçmişken, hayatta çalışmam dediğin yerde çalışmaya başlayınca ilk başta baya bi koyuyo açıkçası. hepinize olucak zamanla alıştırın bünyeyi.
ilkokulda ben avukat olucaktım lan. tanıyan herkes bilir beni. bu ses tonuyla uzarım esnerim kralını tanımam derdim. lakin üniversite ikinci sınıfta hukuktan çakmadan geçince anladım ben hukuk seçmeyi unutmuşum. evet. herşey için çok geçti. artık yapacak bişey yoktu. mecburiyetten biraz da jöle fizik isimli salak fizik olimpiyatlarından birinci ayrılmış olmanın (ne birincisi 3. olduk lan!..[yazar kendini kandırıyor.]) haklı gururuyla mühendis olucam ben dedim. ama öyle bir şeye saplanıp kalma gibi aptal takıntılarım olmadığı için en genel mühendislik olsun dedik. gittik endüstri mühendisliğine kayıt olduk. jöle fizikte sanki çok matahmış gibi hemen tempra olan bünye kişiliği koyacak yer arıyomuş sanki. bir hafta geçmedi; “bu optimum değil”, “verimim düştü” gibi eften püften cümleler kurmaya başladım.
ulan aşağı yukarı her insan dünya’daki en şaşmaz saatin atom saati olduğunu bilir. ya da ne bilim daha bi ton şey.
öyle bi dönemden geçip gelen çocuklarız biz. saçma salak fizik kitapları okuyup matematik sınavlarına girerdik. durum çok acayipti be abi.
sevgililerimiz de oldu tabi bu dönemde. pek çoğu empati kuramıyosun benimle dedi. o zamanlar ya empati kuramıyodun ya da güzel elektrik alıyodun. iki fazı vardı bu olayın. lakin tüyü bitmemiş yetim ne bilsin empatiyi. “empati falan kuramam ama sabah kalkınca çadır kurarım olmaz mı?”,gibicevaplar verdim bi süre. şu an düşünüyorum da ayıp etmişiz. neyse. gittim araştırdım. sözlük karıştırdım. nedir empati? karşıdakinin hislerini anlamak demekmiş. kendini onun yerine koymak. lan çocuk aklı. fizikten öğrenmiş. aynı anda iki madde aynı hacmi işgal edemez. kafa bulaşık teline döndü tabi. sonra atlattık o dönemleri de.
geldik üniversiteye. çok acayip uzaktı benim evim okulla. o yüzden ilk sene fazla eve uğramadım. taksim insanlarla tanışmak için harika bir yer onu keşfettim. güneşin doğuşunu izledim ortaköyden. heyhat.
ilk sene kimseye bulaşmadım. alemlerin en akıllı çocuğuydum.
sonra salak sistem bizi gül gibi maslaktan maçkaya yolladı. çevrem kalmadı maslakta. yaz zamanı kurulan olimpos bu sene bitmiş hacı tarzında lafları maslak için eder oldum. o da komik. maslakta 3 erkek başına 1 bayan düşer derler. makina çok daha feci tabi. orda 3 erkeğe 1 erkek daha düşüyo.
öneriler insanın hayatına girip çıkan şanslar…
sonunda bu blog yazılmaya başlandı. bir süredir yazıyorum ama neden yazdığımı ilk defa anlatıyorum. ismi de ne olsun diye bir süredir kararsızca ordan oraya yuvarlanırken bu ismi buldum.
isim güzel de bunun içeriğini doldurmak bunu dolu dolu tutmak da lazım. hani sadece ben müzikten anlarım o yüzden müzik içerikli yazarım değil. ne biliyosam yazıyorum işte. bir tek hasta olduğumda biriktiriyorum. sonra topluca bir günde çıkarıyorum. öyle birşey var.
kaptan kemal konuşuyor kaptan kemal konuşuyor. çıkarın beni bu kaptan!
hangimiz gülmüyordu buna? işte ne zaman gülmüyorsanız bence o zaman büyümüşsünüzdür.
ilginç bi istatistik. gününüzün neşesini biraz kaçırmak adına…
1990 lılardı bu sene öğseğseğ ye girenler. ve geçen sene kolundan tutup kreşe götürdüğünüz çocuk 2000 doğumlu. bu sene ilkokul birinci sınıfı bitirdi.
ben 1 ocak 1995 sabah gazetesi manşetini hala hatırlarım. 2000 e 5 kala. portakal kabuğu.
gerisi mişli geçmiş zaman.
Categories:

