womm Temmuz 31, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
kaçırdık.
henüz bu konulara yeni yeni ilgi duymaya başladığımdan ve pek çok şeyi aynı anda öğrenip benden önde gidenlere yetişme amacı güttüğümden geçmişte olan bir takım şeyleri kaçırdığımı farkedince üzülüyorum.
hem garanti bankası sponsorluğunda hem pazarlama ana temalı bir organizasyonu kaçırmak beni son derece üzdü.
lakin;
orada şu an olmam lazımdı. ya da bu organizasyonun şu anki donanımımla gerçekleşmesini daha çok isterdim.
bakalım nedir womm?
çok yabancı değiliz aslında. fısıltı gazetesi bizim için hiçte farklı birşey değil.
bu womm olayında kendimizi riske atmadan direk ürünü denemiş kullanıcıları dinliyoruz. kobay değil onlar. ayıp.
bu noktada internet blogları çözüm olabilir. bakkaldan sakız alıcak adam okumaz gerçi bu konuda hangi sakız iyi diye. ama dubai’de sakız yasak olduğu için ve sadece medikal sakızlara izin olduğu için; bu ülkeye medikal sakız ihraç etmeyi düşünen biri gayet blogları okur. müşteri tahmini yapar.
yani neymiş? hem son kullanıcı hem de ilk üretici ve arada kalan her kişi bu blogları okuyarak yaptığı işin etkilerine bakabilir. değerlendirebilir. görüşlerini değiştirebilir.
ekşisözlük hepinizin takdiri. başkalarıda var tabi. itüsözlükte bunlardan birisi. bu tip sitelerde kelime kelime aradığınız her ürün, şehir, kitap, organizasyon hakkında bilgi sahibi olabiliceğiniz gibi; aldığınız bu bilgilerin son kullanıcının birebir takdiri olduğu çok net. fakat yine de bazı konularda yorum yapan sayısı arttıkça net bilgi almanız zorlaşabiliyor.
en nihayetinde bloglar. sözlükte yazılamayanlar için kullanılan bu siteler yine bir takım konularda size doğru bilgiye ve görüşe en yakın yorumu verebilecek siteler.
bilgi fazla. verilmesi ve geri bildirim alınması gereken bilgi ise kişisel bilgi, deneyim. işte womm, işte yeni nesil pazarlama.
Small Talk ustası 129k şoförü Temmuz 31, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
“insanlık öldü mü canlarım? yaşıyor hala”
birisi size bunu durduk yerde söylese. ve hatta bu adam otobüs şöförü olsa? bildiğimiz belediye otobüsü. istanbullular için iett!…
evet istanbul da her gün bu cümleyi defalarca kuran bir adam var. bir şoför. 129 k şoförü. ve hatta ismi yaşar.
mecidiyeköydeyim. günlerden cuma. karşının taksisi olmamdan mütevellit evime dönmek üzere cehennemin yanındaki duraktan otobüse binmek için beklemekteyim. elimde derindenizler isimli goldaş broşürü bulunmakta. tasarımlara bakıyorum. süper diyorum. otobüste okuyacak bişey olmadığı için yarısını otobüse bırakıyorum.
otobüs şoförü otobüse yaklaşıyor. 40 dakkaya evdeyim negzel diyorum. akbilimi çıkarıyorum ki sürekli kaybettiğim için artık cüzdanımda taşıyorum, işim bitince cüzdanıma koyuyorum.
akbil makinesine uzanırken birisi bana hoşgeldiniz diyor. hoşbulduk diyorum istemsizce. kafamı kaldırıp baktığımda akbil aletinden gelen garip sesin arka tarafında hergün bizi evden işe işten eve taşıyan değerli bir gülümseme yakalıyorum. aynı değerde bir gülümsemeyle cevap veriyorum, samimice.
o anda farkediyorum ki sadece bana değil, her binene aynı karşılama yapılıyor. kendimi özel hissetmem için bir neden yok.
18 metrelik araca kim bindiyse herkese hoşgeldiniz diyen ve bunu hiç alınmadan ona sinsi sinsi gülen herkese aynı karşılamayı yapıyor.
araç duraktan ayrılmadan
“siz değerli yolcularımız. iett tesislerine hoşgeldiniz. en güzel yolculukların sizin olmasını diliyorum. bostancı köprüsüne kadar sürecek yolculuğumuzun keyifli geçmesini umar, hayırlı günler dilerim” diyor.
garipsemem ben yurdum insanını.
otobüs kalkıyor. yaşar amca konuşmaya devam ediyor. hayatın zorluğundan hiç sıkılmadan bahsediyor. sıkılmadan bahsetmek kolay değil hayat zor.
köprülü kavşaktayız. iş saati olması nedeniyle otobüs baya yoğun.
“değerli müşterilerimiz, duraktaki arkadaşlarımız için sağlı sollu ilerleyerek yer açalım. bu durakta otobüse binmek için bekleyen siz de olabilirdiniz” diyor.
ne düşünceli adam diye düşünürken insanlıktan nasibini az almış! karşıdaki gruba pis bir bakış fırlatıyorum. toparlanıyorlar.
otobüsten inerken yine aynı dileklerle uğurluyor bizi. evimize. güven içindeki yuvamıza. insanlık ölmedi yaşar amca. sadece konsepti biraz değişti. evimizde annemiz birtek bizi o şekilde karşılar oldu. bunun dışında pek yüzümüze bakan yok. sokaktaki adam “small talk” işini başaramayınca gazetesini alıp okurken yaşlı teyzelere yer vermeyince bir takım değerlerimiz değişti.
eski otobüs muhabbetleri de kalmadı artık. herkesin kulağında i-pod. ya da cep telefonu kapalı şartı olmasına rağmen cep telefonuna entegre radyosunu dinleyen insanlar.
o günden beri belki denk gelirim umuduyla eve mecidiyeköyden dönüyorum.
siz de öyle yapın. ve bu şoförü en az bir kere görmeye çalışın. fena mı olur yaşar amcanın hayır duasını alsak?
ajanlık Temmuz 25, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
devletlerin veya büyük kurumlarin,
bilgi toplama, kontrespiyonaj, dezenformasyon, propaganda vs. amaclarla kullandigi karanlik sahsiyetler…
</tanım>
demek ki neymiş? ajanlık kötü birşeymiş. ama tabi bu lafı söylemeniz için ajanın size damage vermesi gerekmekteymiş. başka bir açıdan bakılırsa ajanlık süper birşeymiş. devletin bile desteklediği ajanlar varmış.
siz kulislerde bu da mı konuşuluyor diye birbirine birşeyler soran onlarca adam gördünüz televizyonda. evet efendim. kulislerde konuşulanları dışarıya aktaran ve bu bilgi, belge, görüntüleri alelen ortaya seren adamlar ajan değildir. sözkonusu bilgiyi bu adama veren adamı ajan olarak tanımlamaktayız. diğerlerini medya kişisi diye adlandırmak daha doğrudur. tabii bu olay medyatik kişi ve kurumlarda geçerli ise.
tarihe bakalım. en ünlü ajan. 007. ülkenin en iyi 7. ajanı olmasına rağmen aslında hayatını bütün yönleriyle bildiğimize kimlere çalıştığını ve kimlerden birşeyler aldığını biliyoruz. yani kötü bir ajan. bunu söyleyebilirsiniz.
peki sorarım size. siz bu adamı tanıdığınıza göre bana tarif de edebilirsiniz. madem o kadar iyi tanıyorsunuz. buyrun aşağıdan hangisi olduğunu bulun.
şaşırtıcı ama hepsine aynı ismi verdiniz. işte buna hollywood diyorlar ki başka bir alem.
yaa yaaa.
Gençken Temmuz 24, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
Aman yahu yaşımız kaç? başladık ve bakalım neler anlatabileceğiz?
yaş oldu 2 haneli diyeli 10 seneden fazla geçmişken, hayatta çalışmam dediğin yerde çalışmaya başlayınca ilk başta baya bi koyuyo açıkçası. hepinize olucak zamanla alıştırın bünyeyi.
ilkokulda ben avukat olucaktım lan. tanıyan herkes bilir beni. bu ses tonuyla uzarım esnerim kralını tanımam derdim. lakin üniversite ikinci sınıfta hukuktan çakmadan geçince anladım ben hukuk seçmeyi unutmuşum. evet. herşey için çok geçti. artık yapacak bişey yoktu. mecburiyetten biraz da jöle fizik isimli salak fizik olimpiyatlarından birinci ayrılmış olmanın (ne birincisi 3. olduk lan!..[yazar kendini kandırıyor.]) haklı gururuyla mühendis olucam ben dedim. ama öyle bir şeye saplanıp kalma gibi aptal takıntılarım olmadığı için en genel mühendislik olsun dedik. gittik endüstri mühendisliğine kayıt olduk. jöle fizikte sanki çok matahmış gibi hemen tempra olan bünye kişiliği koyacak yer arıyomuş sanki. bir hafta geçmedi; “bu optimum değil”, “verimim düştü” gibi eften püften cümleler kurmaya başladım.
ulan aşağı yukarı her insan dünya’daki en şaşmaz saatin atom saati olduğunu bilir. ya da ne bilim daha bi ton şey.
öyle bi dönemden geçip gelen çocuklarız biz. saçma salak fizik kitapları okuyup matematik sınavlarına girerdik. durum çok acayipti be abi.
sevgililerimiz de oldu tabi bu dönemde. pek çoğu empati kuramıyosun benimle dedi. o zamanlar ya empati kuramıyodun ya da güzel elektrik alıyodun. iki fazı vardı bu olayın. lakin tüyü bitmemiş yetim ne bilsin empatiyi. “empati falan kuramam ama sabah kalkınca çadır kurarım olmaz mı?”,gibicevaplar verdim bi süre. şu an düşünüyorum da ayıp etmişiz. neyse. gittim araştırdım. sözlük karıştırdım. nedir empati? karşıdakinin hislerini anlamak demekmiş. kendini onun yerine koymak. lan çocuk aklı. fizikten öğrenmiş. aynı anda iki madde aynı hacmi işgal edemez. kafa bulaşık teline döndü tabi. sonra atlattık o dönemleri de.
geldik üniversiteye. çok acayip uzaktı benim evim okulla. o yüzden ilk sene fazla eve uğramadım. taksim insanlarla tanışmak için harika bir yer onu keşfettim. güneşin doğuşunu izledim ortaköyden. heyhat.
ilk sene kimseye bulaşmadım. alemlerin en akıllı çocuğuydum.
sonra salak sistem bizi gül gibi maslaktan maçkaya yolladı. çevrem kalmadı maslakta. yaz zamanı kurulan olimpos bu sene bitmiş hacı tarzında lafları maslak için eder oldum. o da komik. maslakta 3 erkek başına 1 bayan düşer derler. makina çok daha feci tabi. orda 3 erkeğe 1 erkek daha düşüyo.
öneriler insanın hayatına girip çıkan şanslar…
sonunda bu blog yazılmaya başlandı. bir süredir yazıyorum ama neden yazdığımı ilk defa anlatıyorum. ismi de ne olsun diye bir süredir kararsızca ordan oraya yuvarlanırken bu ismi buldum.
isim güzel de bunun içeriğini doldurmak bunu dolu dolu tutmak da lazım. hani sadece ben müzikten anlarım o yüzden müzik içerikli yazarım değil. ne biliyosam yazıyorum işte. bir tek hasta olduğumda biriktiriyorum. sonra topluca bir günde çıkarıyorum. öyle birşey var.
kaptan kemal konuşuyor kaptan kemal konuşuyor. çıkarın beni bu kaptan!
hangimiz gülmüyordu buna? işte ne zaman gülmüyorsanız bence o zaman büyümüşsünüzdür.
ilginç bi istatistik. gününüzün neşesini biraz kaçırmak adına…
1990 lılardı bu sene öğseğseğ ye girenler. ve geçen sene kolundan tutup kreşe götürdüğünüz çocuk 2000 doğumlu. bu sene ilkokul birinci sınıfı bitirdi.
ben 1 ocak 1995 sabah gazetesi manşetini hala hatırlarım. 2000 e 5 kala. portakal kabuğu.
gerisi mişli geçmiş zaman.
9919068 Temmuz 23, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.1 comment so far
İsmi Serhat. Kod adı Selo.
1986 doğumlu. Bursalı. BAL mezunu.
Hayatına Bursa’da başlamış. Fen lisesini elinin tersiyle itmiş. Üniversite sınavlarına hazırlanırken asla ve asla test çözmemiş adam gibi. Sadece çözen adamların çözemediklerini çözmüş. Elit yani. 368 küsür puanla İTÜ Endüstri mühendisliğine 28. sıradan girmiş.
Anlatacağım olay bu adam tamamıyla. Optimizme tutku. Hemde amentü seviyesinde. Hayatın her köşesinde bunu uygulayan bi adam. Alkolik.
Ara sıra komiklik yapmaz bu adam. Hayatı komiktir zaten.
-yangın dolabını karıştırırsak ne olur?
-yang bize kızar
Şeklinde bi cevabı bi tek bu adam verebilir.
Arasıra aklına gelmeyen unuttuğu şeylerle de tarihe geçebilir. Ayakkabı bağlamayı aniden unutması vardır ki insanın karnına ağrılar girebilir.
Peki ne özelliği var ki bu adamın burada bahsetmeye değer?
Bakalım.
Adam bi kere optimum. Ahmet Fahri Özok kızıcak belki ama en~ optimum adam budur belki. Es koyduk araya. Vurgu var orada.
Peki başka? İşte klasik özellikler. Azıcık sakaı vardır. Ta taam. Baya kıllıdır. Kökeni Tokata kadar dayanıyomuş. Ama kesin onunla ilgili de kötü bi esprisi vardır.
Ablasıyla yaşardı. Portekize gitmeden önce. Sonra fransaya gitti. Sonra almanya falan. İbretliktir hikayesi belki de. Ondan anlatıyorum.
0,18€ ya bir bira alabiliyosanız ve bünyeniz kaldırıyosa 2. almamak için hiç bir engel yoktur. Peki ya 3.?
O anda shotların hepsinin 1 € olduğunu görürsünüz. Sonuç? Bütün derslerden kalırsınız. Okul uzar. 1400€ dan olursunuz. Falan filan. Erasmus insanın kendine yakışanı giymesi fakat, yakışmıyosa yeni bir moda yaratma güdüsüyle aynanın karşısında kendini süzmemek lazım. Yakışmıyo işte. Bırak gel.
Çarşamba günü gelecekmiş türkiye’ye. Sabiha gökçenden alacağız zati muhteremi. Saat 22:30 uçağıyla türkiye’m benim diyerek toprağı öpeceğine inanıyoruz. Değilse ben öptürecem zaten.
Erasmusa gitmek lazım. Ama erasmusta sapıtmamak lazım.
Yeşil Baykal stabilite üçlemesi Temmuz 23, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
etrafınızı boyayın. yeşil yapın her yanı. çivit de olur. okul hastane ev yuva kreş her yeri yeşile boyayın.
tartışılacak bişey yok. her iki kişiden biri akp’ye oy vermiş daha neyi tartışıyosunuz. birileri dua etsin 367 yi tutturamadılar. onu da tuttursalardı tam olacaktı. 22 temmuz saat 23:00 te başbakanı değil cumhurbaşkanını selamlardık.
şimdi ne oldu?
süreç uzadı biraz. sadece bu. arkadaşlar kaçışınız yok bu adam başa geçicek.
stabiliteden bahsedenler. oyunu başka partilere verenler. şu konuya dikkat.
chp’ye oy vericek olan adam vermedi sırf baykal yüzünden. ki o adam pişkindir. bunu başarısızlık olarak görmeyip görevine devam edecektir. biz türk milleti oylama sonuçlarından sonra bi açıklama bekledik ama nerde? baykal bey evinde çekirdek çitleyerek seçim sonuçlarını beklemiştir.
velhasılkelam seçim sonuçları hayırlı olsundur. bir 4-5 sene photoshoplu baykal afişleri görmeyeceğim için çok mutluyum anlatamam. hell yeah.
Nevizade Temmuz 23, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
Götgöte yürüdüğümüz garsonların sokakta o var bu var şuraya alalım deyip çekiştirdiği içeri girince garson arar duruma gelebildiğiniz içiçe onlarca mekanın bulunduğu sarhoş kafayla sokakları karıştırılmaması gereken, zira karıştırıldığında tehlikeli sokaklara inebildiğiniz garip, sadece istanbula özgü, belki de sıradan, ama sıradanlığı içerisinde hayatın olağan akışına aykırı yer, mahalle.
![]()
İçersinde sanatı şahikası cumhuriyeti ve illa ki akdenizi barındıran çıkışında pera ve şampiyona ev sahipliği yapan mekan.
Enteresan mimarisinde terasları birbirine bakan ve haftasonu akşamları hangi terasa baksanız tanıdık bir yüz bulabileceğiniz mahalledir ayrıca.(çok tanıdığım var ne yapayım).
İlk aşkların ilk kez öpüştüğün kızı gördüğün mekandır kimi zaman. Kimi zamansa aynı kızı unutmaya çalıştığın.
Duvarlarının kulak misafirliği yaptığı, yüzlerce insanın onbinlerce hikayesinin kelimelere döküldüğü yer.
2007 seçim sonuçları Temmuz 22, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.1 comment so far
nasıl sorularının sorulduğu neden sorularına cevap arandığı ve niçin sorusuna kimsenin cevap veremediği seçimlerdir.
açıkçası kimse böyle bir farkı beklemiyordu. çok matah değil ama atv’nin öngörüsü adlı salak program bile seçim sonuçlarına yakın sonuçlar vermiştir. verilerini gerçek seçim rakamlarından aldığına göre neden bu kadar büyüttüklerini anlamıyorum…
ulan mal adamlar geçen senenin sonuçlarını getirin bana. doğu nasılsa saat olarak erken sandık açıyor. ilk açılış saatinden son sandık açılış saatine batı oylarının doğu oylarını nasıl etkilediği konusunda bir trend doğrusu çizer, üstüne bir de fibonacci ve macd indikatörlerini karar alma mekanizmasını şekillendirirken gömersiniz. olay biter. neyse bok atmayalım. yapmış adamlar. bravo.
milletin tavrına bakılırsa herkes bir istikrar lafı tutturmuş, gidiyor. bu sokakta beyaz converse giyenlerin sayısını sayıp istanbul nüfusuna bölmek gibi birşey değil. piyasaların istikrarı erdoğan beyin saatinin kaç para olduğu tartışması ile bozulmuyor şu günlerde. taki bundan önceki hükümette öksürük sesine a6 kitapların havada uçuşmasıyla develüasyonlar yaşadık.
hatırlatırım biz ki balık hafızalı olduğumuz için sürekli hatırlatmak gerekir milletimize.
istikrar var türkiye’de. babamın gençliğinde aldığı yüzde yüz elli zamlar vardır. şimdi bakın yüzde 8-10 zam alıyoruz. herşey ne kadar stabil değil mi?
stabiliteyi korurken nelerden taviz vermek gerekir?
işte türk milletinin seçimini yaparken sağ duyusunu kullanacağı yer burasıydı. siz ki ne zaman piyasalar, ithalat-ihracat dengesi, kişi başına düşen gayri safi milli hasıla gibi şeyleri düşünürken bi taraftan da sosyal olarak nelerden taviz vereceğinizi tartarak oyunuzu vermeliydiniz.
geçmişe bakalım. clinton dönemi. hillary sağlık reformu yapmaya çalıştı. clinton bi tarafta savaşına devam ederken. sağlık reformunu yapma vaatleriyle gelen clinton ailesi, sizce aynı zamanda oraya buraya savaş açacağını söyleseydi beyaz saray’ın yatak odasında cima yapabilir miydi? tabii ki hayır.
demek ki neymiş dengeyi kurmak lazımmış. güçte denge değil efendim kuracağınız denge. kararda denge.
sonuçlara bakarsak, amerika’da olduğu gibi 2 dönem başkanlık yapılmıyor. eğer öyle olsaydı nasıl olsa bir daha başa gelemeyeceğim mantığıyla ağzımıza sıçılma ihtimali yüksekti.
fakat türk milleti çalışkandır. zekidir. doğru olanı seçer destekler. yanlış karar verildiğinde ayaklanır. sesini duyurmaya çalışır. unutmayın yukarıdaki adam sizin şu projeksiyonunuzla çuvalla oy aldı.
“bu adam benim sesimi duyar.”
bir de şöyle bir başlık var.
(bkz: akp ye oy verenlerin gerizekalı sanılması)
o zaman türk milletinin yarısı gerizekalı sayılıyor ki ayıptır.
benim oyumun rengi yazı boyunca belli olmuyor. bu da sadece türk milletine söylenecek her kötü niyetli lafın tamamen karşısında bulunmamdan geliyor.
bu kadar.
İnovasyon Temmuz 19, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
Para getiren yenilik olarak tanımlanabilir.
Dünya da onlarca örneği vardır. Türkiye yeni yeni çalkalanmaya başlamıştır.
Yanlış anlaşılmasın; tanımda teknoloji kelimesi geçmemekte. Bunun nedeni teknoloji inovasyon yaratmak için bir şart değildir. Örnekle pekiştirirsek
T-box bir inovasyon örneğidir, fakat çokta büyük bir teknoloji içermemektedir.
Ama teknoloji içeren innovasyon olmaz mı? Olur. Örnek google. Para kazandıran yönü için (bkz: google earth)
Ayrımı daha da belirginleştirmek için AKBANK yatırımını gösterebiliriz. O inovasyon değildir. O yatırımdır. Türkiye’nin en karlı bankası olmuştur. Ama inovasyon olmamıştır. Starbucks inovasyon örneği midir peki? Evet.
T-box elbise satar. Herkes satar. Ama farklı pazarlamadadır olay.
Starbucksta olduğu gibi. Başka hiç kimse o kahveyi o paraya satamaz. Hele ki bardaklar kağıt bardaksa… Starbucksın inovasyon yaratmasında öncü prensibi ise şudur.
- Biz sadece gülümseyenleri işe alırız. Bongo davuluyla kahve fincanını birbirine karıştırması önemli değildir. Önemli olan gülümsemesidir. En fazla gülümseyen terfi eder. Kahve sözcüğünü yazamasa bile.
(bkz: tom peters)
(bkz: arman kırım)
(bkz: guy kawasaki) (bkz: the art of the start) İnovasyon; yenilik, yenilikçilik, yenişim gibi sözcüklerle geç kalınmış bir türkçeleştirme çabasında olan bir gelişme sürecine verilen isimdir. Ama geç kalınmış bir çabadır bu.İnovasyon yaratmak hakkında en belirgin özellik sinirli insanların bu yolda daha kolay ilerlediği gerçeğidir.
Örnek verirsek; kitabı yere düşüp içindeki notları yere dağılan bir insan sinirlenmediği sürece post-it için kullanım alanı yaratamaz. Hele ki bulduğu şey hiç bi yere adam akıllı yapışmıyorsa…
3m inovasyon yolunda ortaya koyduğu 6000 ürün çeşidiyle en ilerideki markalardan biridir.
Reklam Sanatı Temmuz 17, 2007
Posted by uggo in Hayata dair.add a comment
reklamlar. “hanım kanalı değiştir” lafını duymuşsunuzdur onlar belirince ekranda. hatta pek çoğunuz yemeğini karşısında yedi henüz bebekken.
good bad ugly. hangi reklam iyidir? kategorize etmek doğru mudur?
bana göre reklamların iki türü vardır. iyisi ve kötüsü. olay bu kadar basittir.
inceleyelim.
bazı reklamların arkasından sadece olmamış deriz ve olay biter. kimisi için de tekrar çıksa da seyretsek diye televizyonda reklam peşinde koşarız.(ben mi yapıyorum sadece bunu?)
ancak reklam tek başına yetersizdir. reklamın akılda kalması amaçsa bunu sadece görselle elde edemezsiniz. bunun yanında çok küçükte olsa bir jingle kullanmak yerinde olacaktır.
serdar erenerden bi kaç örnek inceleyelim.
“mortgage uzmanı garanti”
“her her gün bir bmw, her hafta bir daire”
bu reklamları hatırladıysanız zaten reklam amacına ulaşmıştır.
peki tek kitle tanıtım amacı reklamlar mıdır? tabiki hayır.
posterler bir olayı tanıtmak için yeterli bir ürün, ideal bir formattır. jason munn bu konuda takip edilmesi gereken poster tasarımcılarından biridir.
diğerlerinden ayıran yönü silk-screen tekniğiyle çalışmasıdır ki renkler daha pastel çıkmaktadır. bu da daha az renk tonu kullanabileceğiniz anlamına gelmektedir.
sanatçının posterlerini sergilediği sitesinde çok güzel örnekler bulunmaktadır. http://www.smallstakes.com
çalışalım biraz.


